Yeni albümü "Hipnoz"u tamamlayan Hande Yener, "Tası tarağı toplayıp
İngiltere'ye gidiyorum. Oradaki bir firmadan albüm teklifi var. Şu an
görüşmeler devam ediyor. Oraya yerleşip, albüm hazırlayıp dünyaya
açılacağım. Çünkü bana inanılmaz bir talep var. Bunu başaracağım" diyor.
Hande
Yener’in yeni albümü "Hipnoz" yarın piyasada olacak. Son derece sıra
dışı bir imajla sevenlerinin karşısına çıkmaya hazırlanan Yener, "Ben
17 yaşındayken de böyleydim. Üstelik punk’çıydım. Pop müzik piyasası
beni bozdu. Şimdi kendim gibiyim. Kendim gibi olunca da bir sürü Hande
Yener ortaya çıktı. Ama hiçbiri benim gibi değil. Çünkü taklit, gerçeği
gibi kaliteli olmaz" diyor.
Yeni albümünüzden, imajınızdan konuşacağız ama öncesinde bir şey
sormak istiyorum; artık ödül törenlerine katılmamaya karar vermişsiniz,
neden?
- "Altın Kelebek"le ödül alma işine nokta koydum. Ödül tabii ki çok
güzel bir şey. Ödül verilmesine karşı değilim. Ben organizasyonlardaki
hatalara ve şaibelere karşıyım. Bunları bile bile ödül almak
istemiyorum. Ödül veriyorlar, listeler hazırlanıyor, tam ödülün
yapılacağı gün bu listelere yeni isimler ekleniyor. Her şey bir anda
değişiyor. Hani bu iş anketlerle yapılıyordu, hani sizin
inandırıcılığınız? Bu durum benim çok canımı acıtıyor.
Hangi ödül töreni canınızı acıttı?
- Burada konu ben değilim... Ben bu sisteme, düzene karşıyım. Mesela
bana "En iyi şarkıcı" ödülü verilirken, olmadık insanlara ya da bir
hafta önce albüm çıkarmışlara "En iyi albüm" ödülü gidiyor. Bu olmaz.
Bir hafta önce albüm çıkarana ödül veremezsin. Bu haksızlıktır... Ben
"Romeo" ile çok güzel bir başarı yakaladım, bunun ödülünü ancak bir yıl
sonra alabildim. Doğrusu budur. Fakat şimdi anlık ödüller veriliyor. O
yüzden artık hiçbir ödül törenine gitmek istemiyorum. Yeter! Değer ile
popülarite, hediye ile ödül karıştırılmasın. Üst üste iki ödül
töreninde şaibe yaşanınca, bu işi bitirmeye karar verdim.
İsim verebilir misiniz, hangi organizasyonlar şaibeliydi?
- Bir tanesi Boğaziçi Üniversitesi’nin düzenlediği, diğeri bir
televizyon kanalının çok yakında yapacağı ödül töreni... Bu kanalın
hazırladığı listeyi gördüm, şaşırdım. Ben hayatımda 15 günlük ya da bir
aylık albümümle ödül almadım. Oysa her iki organizasyonun ödül
listesinde de 15 günlük albümler var. Bunlar motive için olabilir ama o
zaman da ödülün adı "teşvik" ya da "en iyi çıkış yapan" olmalı. "En iyi
albüm" ya da "en iyi şarkı", "en iyi şarkıcı" ödülü veremezsin. Ben bu
iki ödül töreninde de ödül alıyorum. Fakat bana 10 gün önce gönderilen
ödül listesi ile geceye bir gün kala gönderilen ödül listesi arasında
farkı görünce delirdim. Son anda araya birileri sokuşturuluyor; bu
olmaz! Yeni albüm çıkarana "en iyi" ödülü veremezsin, ayıp! O yüzden
artık kimse bana ödül vermesin. Dediğim gibi almayacağım, gitmeyeceğim.
İstemiyorum...
Araya hangi şarkıcı ya da albüm sıkıştırılmış ki bu kadar öfkelisiniz?
- Hem Boğaziçi Üniversitesi’nin hem de TV kanalının hazırladığı ödül listesine bir bakın, anlarsınız. İsim zikretmem...
Peki, gelelim yeni albümünüz "Hipnoz"a...
- Müziğe dair öğrendiğim birçok şeyi bu albüme yansıttım. Sözlerini
yazdım, felsefesini oluşturdum. Dolayısıyla bu albüm benim iyileşme
albümümdür. "Nasıl Delirdim?"den sonra artık beni tedavi edecek şeyin
müzik olduğunu gördüm. Artık hayatta her şeye geniş bakıyorum. O yüzden
kendi sınırlarımı çok zorlayarak yaşıyorum. Şarkıların sözlerini de bu
bakış açısıyla yazdım. Dolayısıyla albümün genel konseptine "hayatta
her an her şey olabilir"i taşıdım.
Peki niye "Hipnoz"?
- "Her ne yaşıyorsan onu aşkla kurtar" demek istediğim için...
Hayata aşkla bağlan... Bunu müziğime, sözlerime yansıttım. Çünkü müzik
çok etkili bir ilaçtır. Toplum olarak bizim pozitif müzik yapan
birilerine ihtiyacımız var. Hem ritmiyle, hem sözleriyle bu insanları
çok rahatlatacak bir albüm. O yüzden adı "Hipnoz." "Nasıl Delirdim"de
agresiftim, şimdi daha dingin ve huzurluyum. Müziğim de öyle.
Dolayısıyla Hipnoz’un çok depresif birisini açabileceğini düşünüyorum.
"Hipnoz" şarkımda da her türlü kötülüğün, negatifliğin, karamsarlığın,
olumsuzluğun üstesinde aşkla gelinebileceğini anlatıyorum. Bu albüm her
anlamda kendimi görmeme neden oldu. Mesela şu an kendimi şarkıcı gibi
hissediyorum. Meğer ben bugüne kadar sesimi çok doğru ve profesyonel
kullanmamışım. Elektronik müziğin içine girince bunu gördüm, öğrendim.
Çünkü elektronik müzik çok zor...
"Pinokyo" isimli şarkınız da ilginç...
- Albümde 10 şarkı var, "Pinokya" da en iddialılarından biri... Bu
şarkıyı seslendirirken, oturup ağladım. Çocukluk dönemim aklıma geldi,
böyle bir şarkı yazabilmek beni duygulandırdı. "Pinokyo" şarkımda,
yalanın insanı sadece o anlık idare ettiğini anlatıyorum.
Gerçekçilikten söz ediyorum. Çünkü ben bundan, yani gerçekçilikten
yanayım.
Peki Romeo’nuz için yani sevgiliniz Kadir Bey için bu albümde de şarkı var mı?
- Var tabii. "Gece-Gündüz" isimli şarkı onun için yapıldı... Tam bir
aşk şarkısı. Kadir de (Doğulu) bu şarkıyı çok seviyor. Burada diyorum
ki; "Dere tepe düz gelirim ardından, seve seve yükselirim, yankılanır
adın kulağımda gece-gündüz."
Marjinal olduğunuza inanıyor musunuz?
- Bir kere hayatımı asla dejenere yaşamam, öyle şeyler beni bozar.
Bu anlamda ayakları yere sağlam basan biriyim. Benim kafam uçuktur.
Eğlenceli şeyleri düşünmek ve yaşamak hoşuma gider. Bu marjinallik
konusuna da artık nokta koymak istiyorum. Kendimi yeni yeni tanıtmaya
başladığım için herkes benim şu an öyle bir değişime girdiğimi
düşünüyor. Ben genç kızlığımdan beri böyleydim ama bunu
yansıtamıyordum. İmkan yoktu... 17 yaşındayken saçlarım punk’tı ve yan
tarafları kendim kazırdım. Pop müzik piyasasına girdim, bozuldum! Pop
piyasasında şöyle bir durum vardı; "Yaptığını devam ettir!" Ettirdim
ama çok acılar çektim. Millet bayılıyordu, eğleniyordu, ben mutlu
olmuyordum. Tamam yakalanan başarıdan ve albümün içindeki iki şarkıdan
mutluydum ama geri kalanından mutsuzdum. Çünkü o ben değildim. Şimdi
kendim gibi olmaya başladım. Farklılık bu işte.
Oysa herkes bu değişimle birlikte biteceğinizi düşünüyordu?
- Ben bitmeyeceğimi biliyordum. Benim dışımda herkes korktu. Ama
korkmadan yaşamak çok zevkli. Bunu herkesin denemesini isterim. Tabii
ki şanslıyım ama ben ideallerimin peşinden gittim. Oturup beklemedim...
- Biraz da aşktan söz edelim mi?
- Aşk, insanın hayatını yönlendiren bir şey. Biz aşktan çok şey
bekliyoruz. "Bana söz vermiştin, niye olmadı, niye bitti?" diyoruz.
Bitiren de biziz, başlatan da. Aşktan beklediğimiz ne? Benim aşktan
beklentim sadece hayatımı yönlendirmesi.
Peki Kadir Bey sizi bu anlamda yönlendiriyor mu?
- Hem de çok... Kadir’i tanımadan önce aşkla ilgili umudum
kalmamıştı. Tabiata bağlamıştım kendimi. Hatta "Herhalde ben de
hayvanlarla yaşlanacağım" diyordum. Meğer umut varmış. Yeniden
yaşadığımı hissediyorum Kadir’le. Ruh eşini bulmak kolay bir şey değil.
Ben bunu buldum ve kurcalamıyorum. İlişkimi taze yaşıyorum. Bizim
ilişkimizde hiçbir dert, sıkıntı masaya yatırılmaz, hiçbir sorun
uzatılmaz.
Ne zaman evleneceksiniz?
- Artık bu eylülde evleneceğiz. Bu kez uzatmayacağız...
Peki şarkılardan devam edelim... "Buradayım" şarkınızın sözlerine baktım da fena halde bir taşlama durumu var...
- "Bir nefret var kontrol yok, yürümek varken konuşan çok, bana
bakma ben kimseye kızmıyorum, gülüyorum, bakıyorum, geçiyorum.
Buradayım kışkırtıyorum seni, biliyorum delirtiyorum seni, biliyorum
zehirliyorum seni, kanındayım dolaşıyorum senin..." Çok güzel bir şarkı
oldu...
Kime bu sözler?
- Etkim altında bıraktığım insanlara... İnsanlar bir şeyi beğendiği
zaman, onu taklit ediyorlar ve sonra da "Bu benim" diyorlar. Böyle bir
şey yok. Taklit hiçbir zaman gerçeğinin kalitesinde olmaz. Etrafta bir
sürü Hande Yener var ama benim aynım değiller. Olsa, yine sözüm yok.
"Kim ne yapmış" diye alıp dinlediğiniz albümler var mı?
- Hiç... Radyodan duyduğum an ya da klibini izlediğim zaman ne
yapıldığını görüyorum. Güzel bir şey olsa hemen koşarak alırım. Yok!
Benim şu ana kadar aldığım Türk albümü yok. Türkçe pop asla
dinlemiyorum!
Teklif aldım İngiltere’ye gidiyorum
- Severek dinlediğiniz hiç Türk şarkıcı yok mu?
- Öyle ölüp biterek dinlediğim bir Türk albümü yok. Madonna’yı alıp
dinliyorum. Öyle bir sound çıkmışken Türkçe popu dinleyemem ki.
Kulağımı bozamam. Bizimkiler çok derin düşünmüyorlar. Hiç yurtdışına
bakmıyorlar. Niye bakmıyorlar, anlamıyorum. En fazla baktıkları benim.
Neden? Bakacakları yer müziğin kalbi. Ben de oraya gidiyorum zaten.
- Nasıl gidiyorsunuz?
- Tası tarağı toplayıp İngiltere’ye gidiyorum. Oradaki bir firmadan
albüm teklifi var. Şu an görüşmeler devam ediyor. Oraya yerleşip, albüm
hazırlayıp dünyaya açılacağım. Çünkü bana inanılmaz bir talep var. Bunu
başaracağım.
Ayşe’yle kıyaslanmaktan hoşlanmıyorum
- Ayşe Hatun Önal’ı dinlemediniz, klibini izlemediniz mi? "Kalbe Ben" klibi çok beğenildi mesela...
- Klibini izledim, ama bir açıklama yaparsam gündeme çok ağır düşer. O yüzden başkalarıyla ilgili yorum yapmayayım.
- Ayşe’yi beğenmiyor musunuz?
- Ben elektronik müzik yapan herkesi destekliyorum. Fakat şöyle bir
gerçek var ki, benim için sahnedeki canlı performans ve işin devamı çok
önemli. Ben Ayşe’nin bir darbuka, kemanla şarkı söylememesinden dolayı
mutluyum. Yeni bir şeyler yapmaya çalışıyor. Elektronikte çok farklı
tarzlar var. Bizim birbirimizle hiç alakamız yok. O yüzden
kıyaslanmaktan hoşlanmıyorum. Benim enerjim, yaptığım iş farklı, onunki
farklı.
Hürriyet/Kelebek
|