|

Güzel oyuncu Meltem Cumbul, Elle dergisinin yeni yıl sayısına konuştu.
Türkiye'de kendimden nefret hale gelmiştim. O yaşama çok bağlı halim
sinirimi bozmaya başlamıştı. Los Angeles'a gitmeden önce bana o kadar
ağır bedel ödetti ki bu tarafım, onu öldüreceğim derken, kendimi
öldürecek hale geldim"
İki yıldır oyunculuk eğitimi aldığı Los Angeles’tan dönen Meltem Cumbul, Elle dergisine konuştu. ABD’de
kendini yenilediğini belirten oyuncu, "Türkiye’de kendimden nefret eder
hale gelmiştim. O yaşama çok bağlı halim sinirimi bozmaya başlamıştı.
Sorumululuk hissi duyarak, para kazanma gerekliliğiyle yaşama tutunma
isteğim idealist tarafımın
hiç
hoşuna gitmiyordu. Gitmeden önce bana o kadar ağır bir bedel ödetti ki
bu tarafım, onu öldüreceğim derken kendimi öldürecek hale geldim."
Sizinle 2005’e girmek üzereyken bir röportaj yapmıştık. O zaman
"2005 benim duracağım bir yıl olacak" demiştiniz ama gitmekten hiç söz
etmemiştiniz...
- O yılın Mayıs ayında aniden gittim. Hiç böyle bir niyetim ve
planım yokken Los Angeles macerası iki yıl sürdü. İstanbul’da kendini
yeniden yapılandırmak ve beslenmek için çalışmadan durabilmek çok zor.
Orada en çok neler yaptınız?
- Çok spor yaptım. Haftada üç gün özel hocayla çalıştım. O güne dek
hiç aletli spor ve tepelerde hiking yapmamıştım. Türkiye’de nefret
ediyordum spor salonlarından. Şu anda çok hoşuma gidiyor.
Los Angeles fazlasıyla imaj takıntılı bir yer değil mi? Bu konuda neler hissettiniz orada yaşarken?
- O anlamda bana çok uzak bir yer. Filmci olduğum için, işimle
ilgili en ufak bir bilgiyi bile işin en iyisinden öğrenebileceğim bir
yer olması süper. Ancak kadın-erkek herkesin suratında botoks mu olur?
Bu kadar mı yaratık gibi bakmaya başlarlar? Bu kadar mı önemlidir Gucci
ayakkabılar ve Ferre bluzlar? Alexander McQueen’i bir tasarımcı olarak
takip etmek başka bir şey, çünkü ilham verir. Ama hayatını buna adamak
ve sadece görsel açıdan değerlendirmek kadar beni yoracak başka bir yer
yoktur.
Sıfırdan nasıl bir sosyal çevre kurdunuz orada kendinize?
- Ben çok ballı bir kızımdır, benden mi şansımdan mı bilemem. Hiç
kimseyi tanımadan gittim ve çok iyi arkadaşlar edindim. Bir tek Gönül
Yarası filminin yapımcısı Mine Vargı’nın orada okuyan kızı Ayşecan
vardı tanıdığım. Ona dedim ki, "Bak Ayşecan, bu yazı çok eğlenerek
geçireceğiz ve bir sürü insanla tanışacağız" Türkiye’deyken oyunculuk
eğitmeni Eric Morris’in kitabını okumuştum ve çok sevmiştim, tanışmayı
çok istiyordum. Metot oyuncusu olduğum için Stanislavski ekolünden
gelen Morris’in tarzı bana iyi geliyordu.
Belli bir yaştan sonra tekrar öğrenciliğe başlamak nasıldı?
- Ah ne kadar zevkli! Ben zaten her zaman öğrenci
hissiyatındayımdır. Öğrenmeyi çok severim, bilgiye hep açımdır. İki yıl
boyunca onunla çalıştığım için şu anda Eric Morris metodunu
öğretebilecek durumdayım.
Ünlü bir yıldızken orada tecrübesiz oyuncu adayları arasında bulunmak nasıl bir duyguydu? Size ayrıcalıklı davrandılar mı?
-
Bunca yıllık çalışmamdan dolayı beni sınıfın geri kalanından ayıran
şeyler oldu elbette. Mesela zaman zaman Eric Morris’e sınıfta yardımcı
oluyordum. Her şeyden öte oyunculuk çok kişisel bir iş ve benim o
sınıfta kişiselliğimi yaşama özgürlüğüm vardı. Beni kimse tanımadığı ve
yargılmadığı için çok saf ve doğru eleştiriler aldım. Bu arada aktör
koçu Suzanne Bateman’dan da birebir dersler aldım. Jamie Foxx’u "Ray",
Philip Seymour Hoffmann’ı "Capote", Nicole Kidman’ı "Saatler"
filmlerine hazırlayan kişi.
’Vaktimi iyi geçirdim ve boşa harcamadım" duygusu mu hakim şimdi size?
- Çok. Bir de çok enerjik hissediyorum. Anlatabilecek çok şeyim var.
Üzerimde "Bir sürü şey yapacağım" enerjisi var ve bu çok hoşuma
gidiyor. Ben çok uzun yıllar hayatı koşarak yaşadım. Koşarken
konstantrasyonunuz bozulmasın diye kulaklarınızı kapatıyorsunuz ve
bazen bu yüzden iyi şeyleri de duymayabiliyorsunuz. Ben öfkeyle ve
nefretle dolu yaşayabilecek biri değilim ve gitmeden önce bir sürü
insandan nefret eder hale gelmiştim. Sanatımda ruhumun en karanlık
yerlerine gidebilirim ama yaşamımda parlak, aydınlık, objektif ve saf
olmayı tercih ediyorum.
Sizi insanlardan nefret eder bir halde düşünmek zor. Bu noktaya nasıl geldiniz?
- Herkesi bırak, kendimden nefret eder hale gelmiştim. O yaşama çok
bağlı halim sinirimi bozmaya başlamıştı. Sorumululuk hissi duyarak,
para kazanma gerekliliğiyle yaşama tutunma isteğim idealist tarafımın
hiç hoşuna gitmiyordu. Bu durumu bastırmaya çalışınca da başka bir
ülkeye gidecek hale geliyorsun. Ben Amerika’da iki yıl boyunca idealist
kimliğimle yaşadım. Sadece oyuncuların değil, hepimizin hayatta türlü
türlü kimlikleri var. Şimdi bütün bu kimliklerime eşit yaşama şansı
tanıyacağım. İnsan sahip olduğu hiçbir özelliğinden korkmamalı.
Gitmeden önce bana o kadar ağır bir bedel ödetti ki bu tarafım, onu
öldüreceğim derken kendimi öldürecek hale geldim. Orada "Profesyonel
bir oyuncu olarak başarılı işler yapmışsınızdır" dediklerinde, "Hayır,
ben hiçbir şey değilim" diyordum. Egomu o kadar sıfırlamıştım ki, Eric
Morris tekrar dengeledi beni. "İyi ve başarılı şeyler yaptım" demenin o
kadar kötü bir şey olmadığını öğrendim.
YAŞARKEN İLLA Kİ BÜYÜK ESERLER BIRAKMAK GEREKMİYOR
Çocuk sahibi olmayı düşünüyor musunuz? Bu konuda ne değişti sizin cephenizde?
- Çok yazık ki bu vakte kadar olmadı ama yapılacak bir şey de yok.
Annem beni 32 yaşında dördüncü çocuğu olarak doğurmuş, "Anne çok
yaşlısın" diye okula gelmesini istemezdim. Şimdi benim için yaş ve
zaman diye bir şey
kalmadı.
Zaman anlayışım da değişti. Garip bir biçimde zaman yok ve bu yüzden de
hiçbir şey için bir acelem yok. Bir doktor çıkıp da, "Bu yaştan sonra
çocuğun olmaz" derse, ne olur bilmiyorum ama şu anda böyle
hissediyorum. Hiçbir şeyden yana bir telaşım yok. Mesela kırklı yaşlara
girerken bir hazırlık yapmalı mıyım, bunu da bilmiyorum.
Yıllarca koşturup duran biri için bu da ilginç bir durum değil mi?
- "Burada işlerim var ve bir an önce bitirip gideyim" gibi bir
durumdaydım o zaman da. Hálá da ölümün yaşamak kadar güzel bir şey
olduğunu düşünüyorum. Ölmek korkulacak bir şey değil. Ölümü kabullenmiş
durumdayım ve bana yaşam kadar heyecan veriyor. Bir gün ölürsem kendimi
hiç kötü hissetmeyeceğimi biliyorum. Abim 33 yaşında akciğer
kanserinden öldü ve onu telefonda arkadaşına, "Sadece nefes almak ne
kadar güzel bir şeymiş" derken duydum. Yaşarken illa ki büyük eserler
bırakmak da gerekmiyor. Birinin nefes almasını sağlamak bile yeter...
Annemin vefatındaysa, "Yaşam ne ki? Niye yaşayalım ki? Bunca insan
nefes alamazken nefes almak ne kadar ahlaksız bir şey" haline girdim.
Şimdi bütün bu hislerimi evre evre yaşıyorum. İki buçuk yıl önce ülkeyi
terk ettiren his de dahil olmak üzere hepsini bir arada yaşıyorum.
Oyunculuk yapmasaydım psikolog olmak isterdim, insan ruhunun
derinlikleri çok ilgimi çekiyor.
En iyi senaryoyu Yavuz Turgul yazar
Temmuzdan beri İstanbul’dasınız. Neler yapıyorsunuz?
- Şu anda burada da senaryo üzerine Yavuz Turgul’la bir eğitim
sürecine başladım. Onun yazım ekibinde bir öğrenci olarak bulunduğum
için kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki... Oyuncu olarak da içinde
yer alacağım bir televizyon dizisi projesi üzerine çalışıyoruz.
Haftanın yedi günü beş-altı saat bu proje üzerinde çalışıyoruz. Kimse
gücenmesin darılmasın, bence Türkiye’de senaryo matematiğini bilen tek
kişi Yavuz Turgul.
Los Angeles’ta Türkiye’deki birikimlerinizle mi yaşadınız?
- Evet. Hiç para kazanmadım, birikimlerimi harcadım ancak bayağı bir
zamandan sonra ilk kez kendime yatırımda bulundum. Ders ücretleri çok
pahalı olsa da New York kadar pahalı değil Los Angeles. İstanbul oradan
daha pahalı, yediğin yemekten kiraladığın eve kadar...
Ülkemizde ekstrem milliyetçilik var
Peki döndüğünüzde "Ülkem değişmiş" hissine kapıldınız mı?
- Türkiye çok hızlı değişen bir ülke olduğu için bunun bıraktığı
bazı atıklar oluyor. Mesela ekstrem boyutta bir milliyetçilik ve insan
haklarına müdahele eden faşizm. Geçen Ocak’ta Hırant Dink
öldürüldüğünde Los Angeles’taki Ermeni banka müdürümün yanına
gidemedim...
Los Angeles’taki evinizi kapattınız mı? Bu arada neden İstanbul’a geldiğinizden beri otelde yaşıyorsnuz?
- Los Angeles’taki evim hálá duruyor. Zekeriyaköy’de de bir evim
var ama Yavuz Bey’le olan projenin senaryo çalışmaları için vaktimin
çoğunu Taksim civarında geçirdiğim için burada bir ev tutup üçüncü bir
ev açmak istemedim.
İnsanlar Los Angeles’ta sizden flaş haberler bekledi.
- İddialı bir şey yaratıp onun üzerinden de beklenti içine
giriyorlar. Benimse böyle bir hayat görüşüm yok. Beynimi
özgürleştirmekle ilgileniyorum.
Hürriyet/Kelebek
Facebook'ta Paylaş  |