4 Ocak'ta
gösterime girecek olan Cennet filminin 'Kız'ı, bu akşam KANAL D'de
yayınlanacak "Yaprak Dökümü" dizisinin Necla'sı Fahriye Evcen,
kendisini keşfedenin Oya Oydoğan olduğunu ve ona çok şey borçlu
olduğunu söyledi.
"Yaprak Dökümü" dizisiyle üne kavuşan Fahriye
Evcen, ilk sinema filmi "Cennet"te, akıl hastası bir genç kızı
canlandırıyor. Türkiye'de çok denenmemiş bir sinema filminde yer
almanın heyecanını yaşadığını söyleyen Evcen, "Bu film diğer sinema
filmlerinden çok farklı. Filmi izleyen herkes çok etkilenecek" diyor.
Yaprak
Dökümü dizisiyle üne kavuşan Fahriye Evcen, ilk sinema filmi
"Cennet"te, akıl hastası bir genç kızı canlandırıyor. Türkiye'de çok
denenmemiş bir sinema filminde yer almanın heyecanını yaşadığını
söyleyen Evcen, "Bu film diğer sinema filmlerinden çok farklı. Filmi
izleyen herkes çok etkilenecek" diyor.
Yaprak Dökümü'nden fırsat bulduğunuz ilk fırsatta ilk sinemanızı çekmeye başladınız. Halbuki son iki yıldır Türkiye'desiniz...
-
Yaz dönemine geldi öyle çektik. Yoksa 'Yaprak Dökümü' zamanında olsaydı
haftanın 4-5 günü süren çekimlerinden pek fırsatımız olmazdı.
'Cennet'ten önce 2-3 senaryo daha okudum ama kabul etmedim. Bu tamamen
'Cennet'in senaryosunun, kadrosu ve tekniğiyle alakalıydı. Çok iyi bir
senaryo. Bütün olarak çok sevdim.
"Cennet'in Biray Dalkıran'ın ikinci filmi olması ve ilk filmi "Araf"ın olumlu eleştiriler almaması sizde bir çekince yaratı mı?
-
Türkiye'de bir şeylerin ilki denendiği zaman onu ileriye nasıl taşırız
yerine nasıl köstek oluruz düşüncesi var. Ben de internetten araştırdım
ve bu yorumları okudum ama bu filmde de alışılmamış bir ambiyans var.
Türk izleyicisi ağır dramlara ya da romantizme daha yakındır.
Filmimizde çok büyük bir aşk hikayesi yok. Onun aksine filmdeki 'kız'
karakteri ile 'A' karakteri arasında inanılmaz bir bağ var. Artık iş
rutine dönmüş, belirli kalıpları kullanarak filmler çekiliyor.
'Cennet'in birçok ilki var, hem senaryo hem de görsel efekt açısından.
Senaryonun
farklı olması kadar sizin karakter isimleriniz de değişik. Mesela sizin
karakterinize 'Kız' adı verilmiş. 'Kız', nasıl biri?
- Akıl
hastası çünkü. Garip bir yönleri olması gerekiyordu çünkü, bunu da
isimden yakalamışlar. Filmin sonunda anlayacaklar, kızın adının 'Kız'
olmasının da bir nedeni var. Kız'ın kimseyle bağlantısı yok. Akıl
hastanesinde bağı olan tek kişi 'A' karakteri. 15-16 yaşlarında,
şizofren ama hastalığın semptomları net olarak görülmüyor. 'Kız'ın mistik bir havası var. 'A'yla kafasının içindeki dünyayı yani Cennet'i paylaşıyorlar.
Sizin Türkiye'deki oyunculuk kariyeriniz birden bire ivme kazandı. Bu nasıl oldu,?
-
Daha önce iki dizide çalıştım ama onlar kısa süreli işlerdi. Bunlardan
önce Almanya'da tiyatro oyunculuğu yapıyordum. Ne profesyoneldim ne de
amatör. Dört senelik bir konservatuvara gitmedim, okulluyum demek
onlara haksızlık olur ama iki senelik bir oyunculuk eğitimi aldım.
Sizi kim keşfetti?
-
Televizyona başlamama neden olan kişi Oya Aydoğan. Oyunculukla alakalı
hiçbir şeyimden haberdar değildi. Tamamen tesadüf oldu. Olacağı varmış.
Burada iki sene içisinde çok iyi ve sağlam ilerledi herşey. Dizi ve
sinemada bir şey sadece olsun diye düşünmeden, beni bir adım öne
taşıyan işleri tercih etmeye dikkat ettim. Seçiçi olmakta fayda var.
Neden oyunculuk okumaya devam etmediniz...
-
Liseden sonra konservatuvara başlamak istedim ama İstanbul'da üç tane
devlet konservatuvarı varsa, Almanya çapında üç tane vardır.
Dolayısıyla şanslar çok daha azdı ve bu beni korkuttu. Kendimce
tiyatroyu devam ettireceğim dedim. Çocukluğumdan beri farklı bir ilgi
alanım daha var; sosyoloji, felsefe, psikoloji... Bu alanlarda
okumadığım kitap kalmamıştır. Şu an Heinrich-Heine University'de de o
bölümü okuyorum ama okulumu dondurdum. Orada bu işi televizyona
taşımayı kafamdan silmiştim. Türkiye'ye tatil amaçlı geldikten sonra
Oya
Aydoğan'la
tanıştım ve "Ben seni çok sevdim televizyonda çalışmak ister misin"
dedi. O sözlerinardından buraya gelmeye karar verdim.
Türkiye'de alışamadığınız şeyler oldu mu?
-
Buraya geldiğimde çok zorlandım. Burada insanların yüzde 80'inde olsun
da nasıl olursa olsun duygusu var. Olduğu kadar kelimesini çok
kullanılıyor. 'Buna alışmaya başladım' asla diyemem. Çünkü aile
yapımdan gelen bir disiplin var. Olduğu kadar olmuyor bende,
olabileceği kadar, en fazlası oluyor.
Erkek gibi yetiştirildim
Nasıl bir insansınızdır normal hayatta?
-
Şu an annemle birlikte yaşıyorum ama o her zaman benimle birlikte
olamıyor. Hem Almanya'da hem de burada. Yalnız yaşadığım zamanlar da
oluyor. Dört kız kardeşiz, erkek çocuk yoktur ailemizde. Babamın
disiplini farklı bir disiplin. 'Gerektiği zaman çivi de çakacaksın,
gerektiğinde leydi de olacaksın' derdi. Almanya'dan İstanbul'a 19
yaşımda geldim. İlk başta yalnızdım, iki hafta içinde başımın çaresine
bakmam gerektiğini gördüm.
Sizi kontolden çıkaran şey var mıdır, bir laf, bir hareket...
-
Yanlış bir şey gördüm mü ona tahammül edemiyorum. Hemen ağzıma geleni
söylüyorum. İnsanlar kırılıyor kimi zaman. Türk insanı 'Kırmayayım'
diyor. İyi niyetli ama yanlış. Bunları yapmamız gerekiyor çünkü
sonrasında büyük sorunlar çıkabiliyor. Şimdi biraz daha yumuşattım
ifademi.
(Röportaj: Sinem Vural / Hürriyet)