|

Sertab Erener, görüntüsüyle birlikte hayat felsefesinin de değiştiğini söyledi.
Elidor'un yeni yüzü olan ve bu kampanya nedeniyle imajı
tamamen değiştirilen Sertab Erener, görüntüsüyle birlikte hayat
felsefesinin de değiştiğini söyledi. Sanatçı "Müziği bırakıp Afrika'da
yaşamak istiyorum" dedi.
Saçınızın rengi, şekli çok güzel olmuş, size çok yakışmış Sertab Hanım...
- Teşekkür ederim... Elidor’un kampanyasıyla gerçekleşen bu değişim, açıkçası çok hoşuma gitti.
Elidor’un Türkiye’deki kampanyasının yüzü sizsiniz... Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
- Daha genç ve geniş bir hedef kitleye seslenmek için yeni bir
kampanya başlatmışlar. Bu kampanyayı da bir felsefe üzerine
oturtmuşlar. Benim bu proje içinde olma nedenim, sunuluşun, içinde
bulunulan ortamın ve söylenilen her lafın benimle örtüşmesi. Özellikle
de kampanyanın sloganı olan "Hayat beklemez" felsefesi, benimle tam
örtüşüyor.
Kadının yaşam şekli değiştikçe saç şekli ve rengi de değişir.
Sizde ise hayatınızda o kadar radikal gelişmeler olmasına rağmen pek
değişim gözlenmedi. Neden?
- Güzel soru... Ben her zaman dengeli olmaktan yanayım. Hayatı böyle
yaşamayı seviyorum. Çok yukarılarda ya da çok aşağılarda bir hayat
yaşamayı sevmem. Çünkü böyle yaşamak, yıkıcı ve yıpratıcıdır. Dengeyi
sağlayabilmekse kendini doğru tanımlamak, hayattan beklentilerini doğru
belirlemek ve doğru kararlar vermekten geçer. Doğru kararlar
verilmediğinde insanlar bunalım geçiriyor. Aslolan kendini bilmek,
kendini tanımak ve mutlu olacağın şeyleri doğru tanımlayarak, seçimleri
ona göre yapmaktır. Ben böyle hissediyorum, gençlere bunu tavsiye
ediyorum.
Demir Demirkan’la 11 yıldır birliktesiniz. Bu kadar sağlam bir ilişkinin temelinde ne var?
- Demir’le ilişkimize başladığımızda ikimiz de böyle insanlar
değildik. Ben kendimi mutlu etmek, bilgelik yolunda ilerlemek ve
arınmak adına ne kadar değiştiysem, Demir de o kadar değişti. Belki de
bu yüzden 11 yıldır bir aradayız. Yani ikimizde aynı anda arınma
hedefli bir yola çıktığımız için... İlişkimizi bu durum sağlamlaştırdı.
Kadın-erkek olmanın çok ötesinde bir yerde, birlikte olabilmenin
hazzını aldık. Ruhsal olarak buluşmanın keyfi, bize derin ve olağanüstü
bir ilişki getirdi.
Evlilik desem...
- İlişki dediğiniz zaman illa ki evlilik akla gelmemeli. İnsanoğlu
olarak her şeyle ilişkiliyiz. Şu an ben sizinle de ilişkiliyim. Bunu
tanımlamak, ismini koymak tamam çok dünyalı bir mesele ama işin özü
değil. Dokunduğun her şey seninle birlikte yaşıyor ve seni yansıtıyor.
Bunu tanımlamak gerekmez.
Peki çocuk...
- 30-35 yaş arası hormonlarım feci şekilde "doğur, doğur"
durumundaydı. Artık öyle bir şey yok. Şimdi acayip şekilde şefkat
duygum gelişti. Ne oldu bilmiyorum ama bir çocuk gördüğüm zaman
burnumun direği sızlıyor. Bu, ona sahip olmakla ilgili bir istek değil.
O bebeğin masumluğuna, temizliğine aşığım. Duruşumla, çocuklara
verebileceklerimle belki anne olmaya aday en doğru insan benim, ama
bunu başka çocuklara verebilirim. Bu anlamda başka projelerim var. Bu
yaşam felsefemi küçücük bebeciklere verebilecek bir yapı oluşturmak
istiyorum. Okul açmak gibi. Ama bu okul, bütün dünyanın tersine olacak.
Hangi anlamda tersine?
- Yani bize öğretilen her şeyin tersine. Bize öğretilen her şey
güzel olsaydı, şu an yaşadığımız daha barışçıl bir dünya olurdu.
Kendimizi tanımamız gerek. Kendimizi tanımamız için sakinliğe ve
meditasyona ihtiyacımız var. Ben doğa ile iç içe bir okul açmak
istiyorum. Tıpkı bahçede eğitim veren eski Yunan okulları gibi...
Çocuğun matematiği öğrenirken portakal ağacının da nasıl yetiştiğini
öğrendiği bir okul olacak bu... Organik okul diyebiliriz. Dünyada buna
benzer Krishnamurti okulları var. Krishanamurti, Osho gibi bilge
birisi. Ciddi bir hayat felsefesi var. Bunun için bir vakfı var ve
vakıf bu okulları açmış. Dediğim gibi bu okullarda normal eğitiminizi
alıyorsunuz. Bununla birlikte size Çello çalmayı da öğretiyorlar,
meditasyon yapmayı da... Bu okullarda huzur, sakinlik ve dinginlik var.
Öğrenciler bir yarışın içinde olmuyor.
Eurovision’dan sonra müzikal anlamda pek bir şey yapmadınız. Yeni projeler var mı, onlardan söz eder misiniz?
- Türküleri yeni bir icat ile İngilizce seslendirdiğimiz albüm
Ağustos ayında Amerika’da piyasaya çıkacak. Türkçe albüm bu eylül’de
bitecek. Bir de geçtiğimiz eylül ayında "Otobiyografi" adında bir
konser yapmıştım. Bu
konseri
bir DVD haline getirmek istedim. Bu amaçla yola çıktım. Ama çocukluk
resmi ekleyelim, araya görüşler de girsin derken bu bir konser DVD’si
olmaktan çıktı, kocaman bir hayat filmi haline geldi. Benim hayatımı
anlatan bir film oldu ve adını yine "Otobiyografi" koyduk. Bitmek
üzere. Genç kuşak bu filmi izlerken, bütün bu şaşaanın, ciddiye
aldığımız bir sürü hedefin, içinde sevgi ve eğlence olmadığı takdirde
hiçbir anlama gelmediğini anlayacaklar. Benim bir başka hayat felsefem
de, bizi biz yapan unsurlarla dalga geçmek... Her türlü değişikliğe
açık olmak gerek, her türlü değişikliği tada tada yaşamak gerek.
Yaşlılığı da... Ben bunu anlatmaya çalıştım...
"Yaşlanmak" size ne ifade ediyor?
- Biliyor musunuz, yaşlanınca en çok şu kelimeyi söylüyorsunuz; "Ben
böyleyim..." Bence yaşlılık bu demek. Yaşlılık kendine çok fazla sahip
çıkmakla başlıyor. Oysa beğenilerin başta olmak üzere her şeyi
değiştirebilirsin. Mesela ben bugün, adı Emine olan bambaşka bir kadın
olabilirim. Şu an bu starlığı, kariyeri her şeyi bırakabilirim. Zaten
ileride gördüğüm kadın, bu değil.
İlerideki kadın nasıl biri olacak?
- Afrika’da yaşayan bir kadın olacağım. Hani Discovery Chanel’da
hayvanlarla uğraşan, ayağında postalları, şortu olan, doğayla
bütünleşen, doğanın içinde yaşayan, doğayı inceleyen kadınlar var ya,
işte o kadınlar gibi yaşayacağım. Çünkü ben öyle biriyim. Ve bunu
yapacağım... Her şeyi bırakıp, gideceğim. Sanırım Ajda gibi devam
etmem... Ama bu sözüm sakın yanlış anlaşılmasın. Ben şunu demek
istiyorum, o yaşa kadar bu mesleği, öyle bir aşka devam
ettirebileceğimi sanmıyorum. O kadar sarılmıyorum. Benim hayatımda tek
bu iş yok yani. Hayat sadece şarkı söylemekten ibaret değil. Ben zeytin
ağacını saatlerce seyretmeyi, kedimle burun buruna nefes almayı
seviyorum. Bütün bunları yapamayacaksam ve kendimi sadece şarkı
söylemeye hapsediyorsam, yapamam. Ben böyle yaşlanmayacağım.
Mor ve Ötesi’nin trend yaratacak malzemeleri yok
Mor
ve Ötesi, çok beğendiğim ve keyifle dinlediğim bir gruptur. Bu
Eurovision’un bazı esintileri var. Orada da bazı trendler gelip
geçiyor. Bu yılki trend ne bilmiyorum. Ama eğer Mor ve Ötesi bu trende
takılabiliyorsa, gerçekten bir başarı elde edebilir. Trendi yaratacak
bir malzemeleri var mı derseniz, o yok... Erovision çok abartı seviyor.
Umarım Mor ve Ötesi çok ciddi bir şov sahneye koyar. Kliplerindeki
maskeler sahneye çıkarlarsa şahane olur. Amaç birinci olmak mı, hayır.
Oradaki amaç, ülkemizi iyi temsil etmektir. Mor ve Ötesi’ndeki
çocukların hepsi çok iyi İngilizce konuşuyorlar. Ciddi bir dünya
fikirleri ve dünya felsefeleri var. Birinci olmasalar da bizi orada
çok iyi temsil edebilecekler.
Hürriyet/Kelebek
Facebook'ta Paylaş  |